EditördenEDİTÖRDEN

NATO’da Türkiye gastronomisi

NATO Zirvesi’nde lezzet diplomasisi

NATO Zirvesi’nin en önemli ayrıntılarından biri Türkiye’nin gastronomisi oldu.

Hizmet İhracatçıları Birliği (HİB) Yönetim Kurulu Üyesi ve Turizm, Seyahat ve
Gastronomi Hizmetleri Komite Başkanı Hediye Güral Gür, gastronominin Türkiye
açısından artık yalnızca turizmi destekleyen bir unsur değil, yüksek katma değerli

bir hizmet ihracatı alanı haline geldiğini söyledi

Türkiye, 22 yıl aradan sonra yeniden NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı.

Ankara’da ilk kez
düzenlenen zirve, güvenlik ve diplomasi gündeminin yanı sıra dünya liderlerine sunulan
Anadolu mutfağının seçkin örnekleriyle de uluslararası medyanın dikkatini çekti.

Zirvenin
önemli davetlerinin mutfağında Michelin yıldızı sahibi dünyaca ünlü şeflerimiz vardı. Liderlerin
gala yemeğinin mutfağında Şef Fatih Tutak, First Lady’lerin öğle yemeğinin mutfağında Şef
Osman Sezener ve heyetlere verilen resmi davetlerin mutfağında ise Şef Sinem Özler yer aldı.

Sadece şeflerin değil otellerin de zirve süresince hizmetleriyle iyi bir sınav verdiğine dikkat
çeken Hizmet İhracatçıları Birliği (HİB) Yönetim Kurulu Üyesi ve Turizm, Seyahat ve
Gastronomi Hizmetleri Komite Başkanı Hediye Güral Gür, gastronominin de artık yalnızca
turizmi destekleyen bir unsur değil, yüksek katma değerli bir hizmet ihracatı alanına
dönüştüğünü söyledi.

NATO Zirvesi boyunca dünya liderlerine Trabzon tereyağı, Hizan
karakovan balı, Urla sakız enginarı, Tokat asma yaprağı, Erzincan tulumu, Maraş dondurması ve
Antep fıstığı gibi Türkiye’nin farklı bölgelerini temsil eden ürünler ikram edildi.

Gür, bu
tercihlerin Türk mutfağının kültürel zenginliğini uluslararası kamuoyuna taşıdığını, aynı
zamanda Türkiye’nin “gastrodiplomasi” alanındaki gücünü ortaya koyduğunu söyledi.

“Diplomasi artık sofralarda da kuruluyor”

Günümüzde ülkelerin yalnızca siyasi söylemleriyle değil, kültürleri, mutfakları ve yaşam
biçimleriyle de uluslararası algı oluşturduğunu belirten Hediye Güral Gür, “Diplomasi artık
sadece toplantı salonlarında yürümüyor, ülkelerin mutfakları da uluslararası ilişkilerin sessiz ama
etkili dili haline geliyor.

Ülkeler, kültürlerini ve üretim güçlerini sofraları aracılığıyla da dünyaya
anlatıyor. NATO Zirvesi’nde sunulan her tabak, yalnızca bir yemek değil; Anadolu’nun üretim
gücünü, coğrafi zenginliğini, kültürel mirasını ve Türk misafirperverliğini temsil etti.

Türk mutfağı, Türkiye’nin yumuşak gücünün en etkili unsurlarından biri olduğunu bir kez daha
gösterdi” dedi.

“Gastronomi döviz kazandıran stratejik bir sektör”

Gastronominin artık yalnızca restoranlardan ibaret olmadığını vurgulayan Gür, sektörün
turizmden konaklamaya, etkinlik yönetiminden yiyecek-içecek hizmetlerine kadar geniş bir
ekonomik ekosistem oluşturduğunu belirterek, “Gastronomi bugün hizmet ihracatının en önemli

bileşenlerinden biri haline geldi. Bir turist yalnızca yemek yemiyor; o yemeğin hikayesini,
üretildiği coğrafyayı, kültürünü ve yaşam biçimini de deneyimliyor.

Bu deneyim, destinasyon
tercihlerini etkiliyor, ziyaret sürelerini uzatıyor ve ülkemize daha yüksek katma değer
kazandırıyor.

Gastronomi, ziyaretçi harcamasını artıran bu yapısıyla hizmet ihracatında katma
değeri yükselten en önemli alanlardan biri haline geliyor” dedi.

Türkiye’nin gastronomi alanında dünyanın en güçlü ülkeleri arasında yer alma potansiyeline
sahip olduğunu belirten Gür, “Yedi coğrafi bölgemiz, binlerce yıllık mutfak mirasımız, yüzlerce
coğrafi işaretli ürünümüz, uluslararası başarı kazanan şeflerimiz ve güçlü turizm altyapımız bize
önemli bir rekabet avantajı sağlıyor.

Gastronomi artık yalnızca mutfak kültürünün değil;
turizmin, ticaretin, tarımın ve ülke markasının ortak paydası haline geldi” ifadesini kullandı.

 

Hedef gastronomiyi küresel marka yapmak

Gastronomiyi hizmet ihracatının stratejik alanlarından biri olarak gördüklerini ifade eden Gür,
uluslararası gastronomi festivallerinin desteklenmesi, gastronomi destinasyonlarının
markalaştırılması, coğrafi işaretli ürünlerin tanıtımı ve Türk mutfağının küresel ölçekte daha
görünür hale gelmesine yönelik çalışmaları sürdürdüklerini belirtti.

Gür, “NATO Zirvesi’nde
kurulan sofralar, Türkiye’nin gastronomi alanındaki potansiyelini tüm dünyaya gösteren güçlü
bir vitrin oldu.

Türkiye’nin mutfak mirası yalnızca kültürel bir değer değil, aynı zamanda
ekonomik bir güçtür.

Hedefimiz Türk mutfağını dünya gastronomisinin referans markalarından
biri haline getirerek hem turizm gelirlerine hem de hizmet ihracatına daha fazla katkı sağlamak”
dedi.

Nitelikli turist, yüksek katma değer
Hediye Güral Gür, “Türkiye bugün yalnızca denizi, güneşi ve tarihiyle değil; kültürü,
gastronomisi, sağlığı, sporu ve sürdürülebilir turizm anlayışıyla dünyanın en güçlü
destinasyonlarından biri haline geliyor.

Turizm artık sadece ziyaretçi sayısıyla ölçülen bir sektör
değil; ülkenin marka değerini, hizmet kalitesini ve uluslararası itibarını yansıtan stratejik bir güç.

Önümüzdeki dönemde nitelikli turist, yüksek katma değerli hizmet ve 12 aya yayılan turizm
anlayışıyla Türkiye’nin küresel rekabet gücünü çok daha ileri taşıyacağına inanıyoruz” diyerek
sözlerini tamamladı.