EDİTÖRDENEditörden

Suyla Tanımlanan, Suyla Tehdit Edilen İstanbul

İki Kıta Arasında Bir Megakent:

Suyla Tanımlanan, Suyla Tehdit Edilen İstanbul

Dr. Ahmet Murat BACAKSIZ

Regional Manager / LBTEC Tic. Ltd. Sti. Agency of Lubrico A.Tsakalis Ltd.

İstanbul, tarih boyunca suyla var olmuş bir şehir. Boğaz’ın iki yakasında kurulan medeniyetler, kemerlerle, bentlerle ve sarnıçlarla suyu taşıdı; onu sadece tüketilecek bir kaynak değil, korunması gereken bir emanet olarak gördü.

Bugün ise aynı şehir, artan nüfus, plansız büyüme ve çevresel ihmaller nedeniyle kendi atık yükünün altında nefes almakta zorlanıyor.

 

İstanbul’un nüfusu son 50 yılda katlanarak arttı. Resmî rakamlar yaklaşık 16 milyon kişiyi gösterse de gündüz nüfusu, göç, turizm ve kayıt dışı yerleşimlerle birlikte çok daha yüksek.

Bu artış, içme suyu ihtiyacını da aynı hızla yukarı çekiyor.

Şehrin suyu büyük ölçüde çevre havzalardan, barajlardan ve Melen gibi dış kaynaklardan taşınıyor. Ancak iklim değişikliği nedeniyle yağış rejimleri düzensizleşiyor; kurak dönemler uzuyor.

Bir yanda artan talep, diğer yanda azalan doğal kaynaklar… Denge giderek kırılganlaşıyor.

 

İçme Suyu Temini: Kaynak Var mı, Yönetim Var mı?

 

İstanbul’da teknik olarak su temin altyapısı güçlü kabul edilebilir. Modern arıtma tesisleri, isale hatları ve baraj sistemleri mevcut.

Ancak mesele yalnızca suyu bulmak değil; sürdürülebilir şekilde yönetmektir. Havza alanlarının yapılaşmaya açılması, kaçak sanayi faaliyetleri ve kontrolsüz yerleşim, su kalitesini tehdit ediyor.

Bir barajın veya su havzasının çevresinde oluşan her plansız yapı, aslında milyonlarca insanın içtiği suyun kalitesine doğrudan etki ediyor.

Koruma alanlarının kağıt üzerinde kalması, uzun vadede arıtma maliyetlerini artırıyor ve su güvenliğini riske atıyor.

 

Atıksu: Görmezden Gelinen Gerçek

 

Sorunun en çarpıcı boyutu ise atık su yönetimi. İstanbul her gün milyonlarca metreküp atık su üretiyor. Arıtma tesislerinin kapasitesi yüksek olsa da nüfus artış hızı ve sanayi baskısı, sistemi sürekli sınırda çalışmaya zorluyor.

Yetersiz ileri arıtma uygulamaları, denize yapılan deşarjlar ve zaman zaman yaşanan taşkan problemleri, aslında daha büyük bir yapısal sorunun işareti: Üretiyoruz ama arıtma ve geri kazanım kültürünü aynı hızda geliştiremiyoruz.

Marmara Denizi’nde görülen müsilaj felaketi, bu dengenin bozulduğunun açık bir göstergesiydi.

Denize bırakılan her yetersiz arıtılmış atık, dönüp dolaşıp aynı ekosistemin parçası olan insana geri dönüyor.

Kendi atıklarımızda boğulmak tam olarak budur.

 

Modern şehir planlaması, altyapı kapasitesi ile nüfus yoğunluğu arasında denge kurmak zorundadır.

Ancak İstanbul’da çoğu zaman önce yapılaşma gerçekleşiyor, altyapı ise ardından yetişmeye çalışıyor.

Yeni konut projeleri, alışveriş merkezleri ve sanayi bölgeleri inşa edilirken, su temin ve atık su altyapısının aynı oranda güçlendirilmemesi, sistem üzerinde kronik bir baskı oluşturuyor.

Yeşil alanların azalması ise yağmur suyunun toprağa karışmasını engelliyor; bu da hem yeraltı su rezervlerini azaltıyor hem de ani sel riskini artırıyor.

 

Çevre Koruma Eksikliği: Bedeli Gelecek Nesiller Ödeyecek

 

Çevre koruma yalnızca bir çevrecilik meselesi değil, bir kamu sağlığı ve ekonomik sürdürülebilirlik meselesidir. Havza koruma planlarının sıkı uygulanmaması, endüstriyel atıkların denetimsizliği ve bireysel bilinç eksikliği, zincirin zayıf halkalarını oluşturuyor.

Bugün suyu kirletmenin maliyeti belki görünmüyor; ancak yarın daha pahalı arıtma, daha uzak kaynaklardan su taşıma ve daha büyük çevre felaketleri olarak karşımıza çıkabilir.

 

Çözüm Nerede?

 

Çözüm yalnızca yeni baraj yapmak değil.

 

Nüfus politikalarının ve şehir planlamasının entegre edilmesi,

İleri biyolojik arıtma ve su geri kazanım sistemlerinin yaygınlaştırılması,

Yağmur suyu hasadı ve gri su kullanımının teşvik edilmesi,

Havza alanlarının mutlak koruma altına alınması,

Sanayi ve evsel tüketimde su verimliliğinin artırılması

 

gibi bütüncül adımlar gerekmektedir.

 

Kaynağı Koruyarak Suyu Korumak: SWM Modeli – Münih, Almanya

 

Münih’te SWM tarafından uygulanan yeraltı suyu yönetim modeli, içme suyu güvenliğini arıtma tesislerinde değil, suyun beslendiği havzalarda başlatmaktadır.

Alp eteklerinden beslenen akiferler; katmanlı koruma zonları, organik tarım teşvikleri ve sıkı arazi kullanım planlaması ile korunmaktadır.

Bu yaklaşım sayesinde su, ileri kimyasal işlemlere gerek kalmadan yüksek kalitede şehre ulaştırılabilmektedir. Modelin temel felsefesi, kirlenmiş suyu temizlemek yerine kirlenmeyi baştan önlemektir.

Böylece hem arıtma maliyetleri düşmekte hem de ekosistem bütünlüğü korunmaktadır.

 

Uygulama Adımları / Tavsiyeler

 

Katmanlı Koruma Zonları Oluşturulmalı Yeraltı suyu toplama alanları mutlak, yakın ve geniş koruma bölgeleri olarak sınıflandırılmalı; yapılaşma ve sanayi faaliyetleri kademeli olarak sınırlandırılmalıdır.

Tarım Politikası ile Su Yönetimi Entegre Edilmeli Havza içindeki çiftçilere organik tarım ve düşük nitrat uygulamaları için finansal teşvik sağlanmalıdır.

Havza Planlaması Bağımsızlaştırılmalı Su koruma alanları, kısa vadeli imar baskısından korunacak şekilde yasal güvence altına alınmalıdır.

Ekosistem Temelli Yaklaşım Benimsenmeli Orman, çayır ve sulak alanlar korunarak doğal infiltrasyon desteklenmeli; betonlaşma sınırlandırılmalıdır.

Uzun Vadeli Su Güvenliği Stratejisi Hazırlanmalı İklim değişikliği senaryoları, nüfus projeksiyonları ve hidrolojik modellemeler temel alınarak 30–50 yıllık planlama yapılmalıdır.

“Kaynakta Önleme” İlkesi Kurumsallaştırılmalı Arıtma kapasitesini artırmak yerine, kirlenmeyi en başta önleyen politikalar geliştirilmelidir.

 

 Her zerremizde var olan suya,

Sonsuz minnet ve sevgilerimle.

Dr. Ahmet Murat Bacaksız

 

LUBRICO – A. TSAKALIS LTD
Su İşletmesi, Lubrico – A. Tsakalis’in temel bölümüdür.
1991 yılında şirketin kuruluşundan bugüne kadar, en son teknolojilere dayalı olarak müşterilerimizin ihtiyaçlarına yönelik özel ürünler geliştirerek birçok endüstriyel ve belediye tesisine hizmet vermekteyiz.